Irkçılık, körükörüne bir ırkı, kavmi ya da soyu üstün sayarak diğer halkları aşağılayan, kendi kültürel ve etik ölçütlerine uymayan her şeyi kınayan, saldırgan, istilacı ve zulüm eğilimli bir zihniyettir. Bu düşünce yapısı, dini bağları gevşetir; kaosu ve vahşeti besleyerek toplumda yaygınlaşır; nihayetinde — insanı, ahlâkî değerleri ve sosyal düzeni değil, yalnızca biyolojik kökeni esas alarak — toplumsal yapıyı tahrip eder.
İnsanlığın varoluşundaki nizamı sağlayan temel unsurlar, evrensel ahlâk ilkeleri ve ortak insanî değerlerdir. Irkçılık ise bu temelleri görmezden gelip, soy ve sop gibi yüzeysel ayrımları mutlak ölçüt haline getirir. Bu nedenle, halklar arasında çıkan fitnelerin en tehlikelisi, kuşkusuz “soy sop iddiası”dır. Tarih bize göstermiştir ki, bir toplumun kardeşliğini ve birliğini bozan en etkili unsurlardan biri de işte budur.
Irkçılığın özünde, ayrıştırma ve çatışma yatmaktadır. Son dönemde bu zihniyetin en görünür yansımalarından biri, futbol arenalarında yaşanmaktadır. Tribünler, kimi zaman ırkçılığın yayılma vasıtası haline gelmiş; bireyleri birbirine düşman eden söylemler, tezahüratlar ve semboller bu mekânlarda yaygınlaşmıştır. Söz konusu dil ve yaklaşımlar, kanaatimce, ırkçılığın toplumsal dokuyu ne kadar derinden zedelediğinin somut ve rahatsız edici örnekleridir.
Bir toplum ancak dayanışma, eşitlik ve ortak değerler üzerine inşa edilebilir. Soy, renk veya bölge ayrımcılığı — ne kadar “geleneksel” ya da “şakacı” bir zeminde sunulursa sunulsun — bu temelleri sarsan bir zehirdir. Ve zehir, mikropsa bile, tedavisi ihmal edilirse vücutta yok olmaz; yayılır.
Yayınlanma Tarihi: